PetkimTrek Karya Yolu-1 Etkinliği: SARNIÇ-TURNALI YÜRÜYÜŞÜ – 5 Mayıs 2017

PetkimTrek Karya Yolu-1 Ekspedisyonu’nda bugün son gün, Sarnıç’tan Turnalı’ya yürüyeceğiz. Güzel güneşli bir sabah, kahvaltıdan sonra aracımıza binip Sarnıç’a yöneliyoruz.

Köyün karizmatik camisinin yanındaki meydana yaklaştığımızda bizi bir süpriz bekliyor: İkinci gün Sarnıç’ta bıraktığımız Rehber aracı tanıyor ve peşinden koşuyor. İnanılmaz bir şey! Hepimiz şaşkınız. Araçtan indiğimizde Rehber deliler gibi üzerimize atlıyor! Bir yandan sevinçten ağlar gibi sesler çıkarıyor, bir yandan da hoplayıp zıplıyor. Hepimizi kokluyor, bazı arkadaşların bacaklarına sarılıyor. Bu inanılmaz görüntülerin, ne yazık ki şaşkınlıktan, fotoğrafını çekmeyi akıl edemedik.

Rehber sakinleştikten bir süre sonra Atalay bakkaldan aldığı sütü bir ekmeğin üzerine döküp ona veriyor. Rehber sütü yalıyor ama ekmeği yemiyor. Bu da onun tok olduğunu gösteriyor; demek ki Sarnıç köylüleri ona güzel bakmışlar.

Ortam sakinleştikten sonra, bizi şaşkınlıkla seyreden köylülerle vedalaşıp yürüyüşe başladık. Rehber hemen en önde yerini aldı tabii ki. Böylece bizim dört günlük ekspedisyonumuzun üç gününde bizlerle yürümüş oluyordu. Carlos ortada yoktu, çünkü bu sabah onun Akbük’e dönmüş olduğunu görmüştük.

Karya yolu patikası Sarnıç köyünü boydan boya geçiyor. Hatta bazı yerlerdeki işaretlerle rota tarlaların içinden geçiyor.

Köyden çıktıktan sonra 1 km kadar asfalt yoldan aşağı doğru yürüdük. Sonra patikaya girdiğimizde bu defa yükselmeye başladık ve hala köyün panoramik manzarasının fotoğraflarını çekmeye devam ediyorduk.

Bugün hava çok güzel, gökyüzü pırıl pırıl. Ağaçların altından, kuş sesleri içinde yürüyoruz. Bir süre sonra çok güzel bir koruluğa geldik. Ağaçlar kalem gibi dümdüz ve güneş ışığında çok güzel panoramik manzara veriyor. Burada epeyce oyalandık ve bol bol fotoğraf çektik.

Bugün ulaşacağımız en yüksek irtifa olan 800 metrelere geldiğimizde mola vermeye karar verdik. Özel olarak yapılmış bir su birikintisinin çevresindeki ağaçların gölgesinde oturduk. Rehber de çok kibar bir şekilde bir kenara oturdu. Kimseyi rahatsız etmeden böyle terbiyeli davranması hepimizin takdirini kazandı. Bu köpeğin bir şekilde eğitim aldığını düşünüyoruz. Tabi ödül olarak epeyce besledik onu.

Moladan sonra artık hep iniş başladı. Önümüzde boydan boya Gökova körfezi ve karşı kıyıda adaları görebiliyoruz. Ancak hava çok sıcak olduğu için, denizin üzerindeki su buharı net fotoğraf çekmemizi engelliyor. Buna karşın çıplak gözle karşıdaki Sedef Adası’nı ve diğer koyları rahatlıkla görebiliyoruz.

Gökova Körfezi’ni seyrederek ilerlemek çok keyifli oldu. Patika varyantlar yaparak aşağılara doğru gidiyor. Bu bölgede çok fazla miktarda sandal ağaçı var. Bazıları o kadar büyük ki, arkadaşlarımızdan bu kadar büyük sandal ağacı görmediklerini söyliyenler oldu. Patikanın zemini genellikle taş, ancak iniş yaptığımız için zorlanmıyoruz.

Bir süre sonra çok şirin bir çeşmeye geliyoruz. Burada kısa bir mola verip, bol bol su içiyoruz, elimizi yüzümüzü yıkıyoruz. Bu güzel çeşme buraya kadarki bütün yorgunluklarımızı aldı diyebilirim.

Varyantlar bittikten sonra aşağıda tek tük evlerin arasından geçip patikadan sola, doğuya doğru devam ediyoruz. Sol tarafımızda yalçın kayalıklar ve diklik bizi şaşırtıyor. Arada durup oralardan nasıl indiğimizi düşünüyorum.

Bir süre sonra nihayet karayoluna ulaşıyoruz. Yolun karşısındaki küçük bir tezgahtaki köylü kadından salatalık, portakal, fasülye, bal gibi ürünler satın alıyoruz.

Köylü kadından öğrendiğimize göre buraya bizden önce gelen arkadaşlardan birisinin portakal soyarken eli kesilmiş. Bunun üzerine araçla yakındaki bir sağlık ocağına gitmişler. Kalanlar biraz aşağıdaki, kapısında öğretmen evi levhası olan bir lokale giriyoruz. Deniz manzaralı balkonunda çay içip bir şeyler atıştırıyoruz.

Bir süre sonra Kaptan Dilek, bir parmağının ucu bantlı Ahmet ve eli sargıda olarak Servet geliyor; dediklerine göre eline beş dikiş atmışlar. İşin aslı da şöyle, Ahmet bıçağıyla portakal soyarken elini hafifçe kesmiş. O hızla bıçağı elinden kaçırırken, yanından geçmekte olan Servet’in elinin üstü epeyce kesilmiş. Görünmez kaza dedikleri tam böyle olsa gerek. Bu kaza dört günlük ekspresyonun nazar boncuğu olarak yorumlandı.

Öğretmen evi lokalinde yeterince dinlendikten sonra, pansiyona dönüp denize girmek istedik. Tabii Rehber’i araca alamayacağımızdan onu burada bırakmaya karar verdik. Satıcı köylüler ve belki de öğretmen evine işleten kişi Rehber’e sahip çıkacak, bu bizim için hoş bir teselli oldu; buradan geçecek başka dağcılara takılabileceğini düşünüyoruz.

Akbük’e geldiğimizde güneş hala ısıtıyordu ve deniz de öylesine sakindi ki artık ben de bugün denize girmeye karar verdim. Hemen mayomu giyip serin sularda kulaç atmaya başladım. Yüzmek o kadar güzel geliyordu ki, neredeyse koyun sonuna kadar gitme isteği duydum.

Akbük Altaş pansiyondaki son gecemizde sahildeki masalarda dört günlük ekspresyonu kazasız belasız keyifle bitirmenin şerefine kendimize ziyafet verdik.

Bu güzel etkinlikte çektiğim fotoğraflardan hazırladığım albümü aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

Not: Aşağıdaki fotoğrafları herhangi birine tıklayıp, açılan penceredeki veya klavyeniz üzerindeki ok işaretleri yönünde izleyebilirsiniz.

Yorumlar (4)

avatar
Mehmet Tural12 Mayıs 2017 21:03

Güzel anlatımlarınız için teşekkürler, karia başlangıç etabı iyi oldu, yazılarınız sonraki etapların organizasyonu için bana güç veriyor. Umarım sizin paylaşımlarınız sayesinde devamı gelecek, sağlıcakla kalınız.

avatar
Derya Kibar14 Mayıs 2017 03:10

A very good (by all standards!!!) and useful contribution to all interested trekking fans …should be a role model to others in trekking practice in Turkey
… thanks Şinasi. …

avatar
Şinasi17 Mayıs 2017 21:09

Teşekkürler Mehmet; yeni organizasyonları çok güzel hazırlayacağına güveniyorum. Görüşmek üzere, selamlar.

avatar
Şinasi17 Mayıs 2017 21:12

Wow! Teşekkür ederim iltifatına Derya. Neyapayım, Doğada aktiviteyi seviyorum! Selamlar.

Yorum Yapın

Mesajınız

 harf daha yazabilirsiniz.