Değirmendere’den Karacadağ Zirve ve Özdere – 24 Mart 2019

Bugün 699. doğa etkinliğimi yapacağım. Yediyüze bir kala, bugüne kadar hiç gitmediğim bir zirveye çıkacağım: Gümüldür sahillerine tepeden bakan Karacadağ.

Bilge rehberimiz Zafer Gürhan, PetkimTrek için değişik bir yer olsun diye, 25 yıl kadar önce gittiği Karacadağ’ı seçmiş. Ben de bu bölgede, dört yıl önce İdadik yürüyüşüne katılmıştım. O zaman dağın zirvesine çıkmamış, Değirmendere’den Özdere’ye trans yapmıştık; bugün zirveyi planlıyoruz. Değirmendere’den başlayıp Karacadağ zirvesine çıkacağız, sonra da Özdere tarafına ineceğiz.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı DSC08030-665x661.jpg

Değirmendere’nin Güneybatısında, Değirmendere deresine paralel olarak giden toprak yolda aracımızdan indiğimizde saat 9:00 olmuştu. Bugün katılım iyi, toplam 13 kişiyiz. Hava son günlerdeki nispeten ılık günlerden sonra tahmin edilemeyecek kadar soğuk. Zaten sabah evden çıktığımda otomobilin gösterge panelinde “Dikkat Buzlanma Tehlikesi” diye yazdığında şaşırmıştım. O sırada hava sıcaklığını kontrol ettim, dört dereceydi. Bu nedenle henüz güneşin yükselmediği dağın bu gölge yüzünde, varolan rüzgârın da etkisiyle bu serinlik benim için beklenen bir durumdu.

Zafer bugün hep yoldan gideceğiz dedi. Bu demektir ki uzun ve hızlı bir yürüyüş olacak. Öyle de oldu, hava soğuk olduğu için oyalanmadan yürüdük. Yürüyüş hızına göre gruplar halinde ilerliyoruz. Tabii altmışlıklar(!) habire bir şeyler anlatıyorlar. Bu gruptaki gençlerin sayısını artırmak gerekir diye düşünüyorum; bu kadar atmışlığın muhabbetini dinlemek için!

Toprak yoldan yükselirken sağ paralelimizde gürül gürül akan derenin sesi yükseliyor. Vadinin yeşillikleriyle burası Karadeniz’i hatırlatıyor bize. İyice yukarılarda ağaçlar biraz seyrelince, artık gerilerde kalan Değirmendere taraflarını ve doğu tarafımızda Nif Mahmut Bozdağ silsilelerini görebildik.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı DSC08070-665x436.jpg

Toprak yoldan hızlı ve biraz da monoton devam eden yürüyüşümize bir dere geçişi renk kattı diyebilirim. Buralarda derenin suyu daha az olmasına karşın, karşıya ıslanmadan geçmek kolay değildi. Bazı “Delikanlı” arkadaşlar ıslanmayı göze alarak birkaç hamlede hemen karşıya zıpladılar. Büyük grup rehberin daveti ile daha uygun yerden karşıya geçip, sonrasında balkanlarda dikenli böğürtlen dallarıyla mücadele edip biraz da kan kaybı(!) yaşadıktan toprak yola ulaştık. Sonrasında bizi beklemeyip devam eden delikanlı grubu yakalamak epeyce sürdü.

Ağaçların nispeten seyrelip güneşe açık alanlar bıraktığı yerlerde, bol miktarda yabani laleler gördük. Bu güzel çiçekler bu mevsimin en muhteşem varlıkları, insan fotoğraflarını çekmeye doyamıyor!

Yaklaşık 4 saat sonra zirve konisine yaklaştık. Bir süre sonra zirveye giden yolun ayrımında mola vermeye karar verildi. Rehber istiyenlerin 15-20 dakika uzaktaki gözetleme kulesinin bulunduğu zirveye gidebileceğini söyleyince, hızla yola vurulan Servet ve Atalay’ın arkasından devam ettim. Onları yakalayamayacağımı düşünerek toprak yoldan devam ediyordum ki, arkadan gelenler olduğunu duyunca bronz madalyayı(!) garantilemek için hızlandım. O hızla, çiçek fotoğraflarıyla oyalanan arkadaşlarımı geçip tempomu hiç kesmeden gözetleme kulesine ilk olarak vardım. Bu beni çok keyiflendirdi, zira henüz yeni iyileşen dizimin beni yolda bırakmamasına çok mutlu oldum.

Zirvede arkadaşlarla fotoğraflar çektikten sonra hızla mola yerine döndük. Bize kalan 15-20 dakikada birşeyler atıştırıp tekrar yola koyulduk. Önce tekrar yükselip zirve konisinin etrafından dolandık. Sonrasında Gümüldür sahillerinin güneşte pırıl pırıl parlayan deniz manzaralarını görerek yoldan devam ettik.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı DSC08095-665x462.jpg
Ege Hünkarbeğendisi

Öğleye kadar hep çıkış yapmıştık, bundan sonra da hep iniş yaptık. 4,5 saatlik tırmanıştan sonra önümüzde en az üç saatlik bir iniş gözüküyordu. Toprak yoldan ayrılmadan kıvrıla kıvrıla, denizi ve karşımızdaki Sisam adasını görerek devam ettik.

Dağın nispeten daha sıcak olan bu yüzünde yol kenarlarında beyaz çiçekler gördük. Kısa saplı bu güzel çiçekler yolun iki tarafında demetler halinde yer almışlar. Bu tarafta hiç lale görmedik diyebilirim; demek ki laleler daha ziyade soğuk havayı seviyorlar.

İyice aşağılara varmak epeyce uzun sürdü.  İniş artık sıkıcı olmaya başlayamıştı ki narenciye bahçelerinden gelen portakal çiçeği kokularıyla( ya da mandalin ) kendimize geldik. Sonrasında bildiğiniz kasaba evleri; arada güzel yazlıklar var ama genellikle plansız düzensiz yollar evler dükkanlar kahveler. Oysa birkaç on dakika önce yukarıdaki yeşil tepelerden masmavi deniz, kırmızı kiremitli evler ve narenciye bahçeleri ne kadar güzel gözüküyordu!

Kaptanla sözleştiğimiz yerde buluşmaya giderken, rehberimiz aracı Özdere’deki bir caminin kenarında bulmuş. Giysilerimizi çantalarımızı ayarlayıp aracımıza binip bir yerlerde oyalanmadan İzmir’in yolunu tuttuk.

Bu uzun ve yorucu güzel etkinlikte çektiğim fotoğraflardan seçtiklerim ve arkadaşlarımın medyada paylaştıklarından hazırladığım fotoğraf albümünü aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

Not: Aşağıdaki fotoğrafları herhangi birine tıklayıp, açılan penceredeki veya klavyeniz üzerindeki ok işaretleri yönünde izleyebilirsiniz.

Yorum Yapın

Mesajınız

 harf daha yazabilirsiniz.