*“Hakkımda” Köşesinden Alıntı: Çocukları Nasıl Büyüttük? (2004)

Çocukları Nasıl Büyüttük?

2003 yılı Temmuz ayında emeklilik kararı alarak 31 yıl hizmet verdiğim Petkim’den ayrıldım. Ayşen de benden 2 ay önce emeklilik hayatına başlamıştı. Menemen Villakent’teki evimizin inşaatı henüz bitmediği için Ankara’ya yerleşmiştik ama, yaz aylarında İzmir’de, Foça Çanak Sitesi’ndeki küçük dairemizde yaz aylarını geçiriyorduk.

Bu dönemlerde arada Petkim’e uğrayıp arkadaşlarımı ziyaret ediyordum. Böyle  bir ziyaret sırasıda, bir zamanlar çalıştığım müdürlükteki 2 bayan arkadaşıma uğramıştım. Onlar da çocuk eğitimi üzerine konuşuyorlarmış. Daha doğrusu birisi bir gün önce yaramazlığına dayanamadığı için çocuğuna bir tokat atmak zorunda kaldığı için  üzüntüsünü anlatıyormuş. Ben de odaya tam bu sırada girmişim. Birkaç hal hatır sorma cümlelerinden sonra hemen sordular:

–          Şinasi Bey, siz 2 çocuk büyüttünüz; 2 erkek çocuk. Çocuklarınızı hiç dövdünüz mü?

Böyle bir soruya muhatap olduğum için bozulmuştum; adeta azarlarcasına yanıt verdiğimi hatırlıyorum. Aslında kötü bir niyetleri yoktu ve gerçekten de yanıtımı merak ediyorlardı. Onlara böyle bir şeyin asla mümkün olamayacağını söyledim ivedilikle; değil bir insana, bir hayvana bile vurmak son derece uygarlık dışı bir davranış olur diye de ekledim. Ayrıca çocuklarına şiddet uygulamaya yasal olarak hiçbir ebeveynin hakkının olmadığını anlattım. Son olarak da şöyle bir cümle ile sözlerimi bitirdim:

–          Ancak 2 oğlanı büyütürken bazen çaresiz kaldığım zamanlarda çok yüksek sesle azarlamış olabilirim.

Eve döndüğümde hemen Ayşen’e bu konuşmayı aktardım.  Ayşen, benim çocukları şiddetle hiç azarlamadığımı, hatta onlara çok kızdığımda bile, yüksek sesle bağırmadığımı söyledi. Doğrusu buna oldukça şaşırdığımı itiraf ediyorum. Önce hemen itiraz ettim:

–          Nasıl olur Ayşen? O kadar yıl, bir sürü olay; bebeklik, çocukluk, gençlik yılları, böyle bir şey mümkün olabilir mi? Hiç mi yüksek sesle azarlamadım ben Cem’le Can’ı?

Ayşen kesin konuşuyor ve benim çocuklara yüksek sesle bağırmadığımı tekrarlıyor. Bunun üzerine sorumu yineliyorum:

–          Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? Sence bunu nasıl başarmış olabilirim?

Şöyle açıkladı Ayşen:

–          Senin çocuklarla çok iyi bir diyaloğun vardı. Onlarla arkadaşlık yapar, birlikte oynar ve bütün sorularına usanmadan cevap verirdin. Bir keresinde 17 saat  otomobil kullandıktan sonra bile hala sonu gelmeyen bütün sorularına yanıt verebiliyordun. Diğer  taraftan çocuklara bir şey söyledin mi mutlaka dediğini yapardın. Senin kararlı olduğuna emin oldukları için ne dersen sözünü tutarlardı. Bu nedenle onlara bağırman gerekmiyordu. Oysa beni sürekli bağırtıyorlardı, zira onlara karşı daha zayıf olduğumu biliyorlardı.

Doğrusunu isterseniz bu duruma hem çok şaşırdım hem de çok memnun oldum.

Şimdi evli iş güç sahibi bu 2 genç adamı büyüttüğümüz o yıllar ne kadar da uzakta kaldı. Uzakta ama güzel anılarla hatırlanacak yıllardı onlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir