BİR YAZ GECESİ HASRETİ : BARLA DAĞI ZİRVE ETKİNLİĞİ

Dün gece Villakent Mahallesindeki komşumuz Hacer ve Ümit Yılmaz çiftinin bahçelerindeki mangal partisine davetliydik. Mangal partisi deyince hemen iki cızbız bir yeşillik gibi düşünülmesin, sofrada eksik yoktu; karı-kocanın birlikte hazırladıları  yemekler ve mezelerden sonra, neredeyse mangal ürünleri ikinci planda kaldı.

Bu güzel sıcak yaz gecesinin ilerleyen saatlerinde laf döndü dolaştı dağcılık konularına geldi ve halen İDADİK Yönetim Kurulu Başkanı olan Ümit Yılmaz, 2001 yılında birlikte yaptığımız Barla Dağı Zirve Etkinliğini anımsatarak eşiyle zirvede çektirdikleri fotoğrafı bize gösterdi. Bu fotoğrafta çiftin verdikleri güzel pozun arka planında zirveye kadar şortuyla gelmiş bir dağcı gözükmektedir. Bu kişi anladığınız gibi bendim. Zaten etkinliklerde çoğunlukla şortla yürüdüğümü arkadaşlarım hep bilirler. Şayet zirvede bir süre kalacaksak adamakıllı giyinirim. Ancak o gün fazla oyalanmadan fotoğraf çekimlerinden sonra hemen dönüşe geçtiğimizi hatırlıyorum.

Gece sonunda eve dönünce eski notlarımı açıp o etkinliği okudum. O kadar çok şey gözümün önüne geldi ki, iyiki de yazmışım bu notları diye kendimle iftahar ettim. Sonra düşündüm ki belki bu notları okumak isteyenler olabilir; üşenmedim yazdıklarımı buraya aktardım. Aşağıda etkinliğin bahsettiğim notlarının tamamını ve etkinlik boyunca çektiğim fotoğrafları görebilirsiniz.

O zamanlar henüz dijital dünyaya adım atmadığım için fazla fotoğraf çekememişim. Daha sonraki yıllarda  bunun acısını çıkardım ve her etkinlikte bol bol fotoğraf çektim.

İyi seyirler.

İDADİK Barla Dağı Zirve Etkinliği 19-20 Mayıs 2001

Barla Dağı’na Kasım 1997’de ilk gittiğimizde zaten zirveye gidemeyeceğimizi biliyordum. Zira dağ malzemelerimizin kış donanımı yeterli değildi. O zaman bu güzel dağı yakından görmek ve eteğinde kış kampı yapmak yeterli gelmişti. Bu defa mevsim olarak Bahar sonları olduğundan, Mayıs ayı şartlarında zirveye ulaşmak mümkün olur düşüncesiyle Kulüp panosuna Ayşen’le ismimizi yazdım. Ayşen herzamanki gibi biraz mızırdandı gene, ama sonunda katılmaya razı oldu.

15 Mayıs Salı günü Rehber Ertuğrul Tugay’ın düzenlediği Etkinlik Toplantısına katıldığımızda listede 8 kişi vardı ki bu sayı etkinliği gerçekleştirmek için yeterince ekonomik gözükmüyordu. Perşembe  günü tekrar toplandığımızda sayımız 11’e ulaşmıştı. Listeyi yazmak gerekirse Rehber ve bizden başka, Hacer ve Ümit Yılmaz, Tülay ve Yaşar Egemen, Çakıl, Ercüment,  Dilek, Aynur Sessizoğlu. Bu son 3 katılım ile yolculuk ekonomik olarak karşılanabilecek rakama indi: 220 milyonTL/11kişi=20milyonTL.

Cuma gecesi 23 sularında bizim emektar Renault11’i Fuar park alanına bırakıp Lozan Meydanında grupla buluştuk. Ahmet Beyin pejosuyla 23:30  gibi yola koyulduk. Taşıt süspansiyon olarak rahattı, fakat koltuklar yatmadığı için gece epeyce sıkıntı çektik.

Birkaç kısa moladan sonra sabah saat 6 gibi Eğirdir’e vardık. Saat 7:30’a kadar kahvaltı molası verdik. Ortalık çok sakin; lokantalarda çay çorba servisleri  henüz hazırlanmaktaydı.Gurup çorba içmeye gitti, biz Ayşen’le getirdiklerimizi çay eşliğinde yedik: Birer kaşarlı tost ve Ayşen’in hazırladığı incir ceviz karışımlı kurabiyeler.

Kahvaltımızı bitirdikten sonra deniz kenarına, pardon(!) göl kıyısına gittik. Çok önceleri rahmetli Erkan ile birlikte yaptığımız Kapodokya gezisi sırasında uğradığımız çay bahçesinden geçtik. Kıyıdaki kayalara oturup bir süre gölü seyrettik.

Göl oldukça temiz ve berrak; hiç kıpırdamıyor bu sabah. Güneş yavaş yavaş ısıtmaya başladı. Gölün karşı tarafında Barla Dağı pek güzel gözüküyor. Zira gölün çevresindeki dağlar içinde hem en yükseği Barla Dağı, hem de kar kaplı olduğu için bembeyaz bir giysi içinde gelinlik giymiş gibi. Göl ve karlı dağ, mavi gökyüzü hoş bir görüntü veriyor.

Daha sonra gurupla buluşup taşıtla Eğirdir içinde en uçtaki kemik hastanesine kadar ilerleyip döndük. Tam kıyıda Eğirdir Turizm Tanıtma ve Doğa Sporları Derneğinin  tek katlı küçük bir binası ve iki tarafında tel çevrili futbol ve basketbol sahaları var. Önünde sahil bulvarı ve denize(!) uzanmış lokanta, kapısında bir  yazı: Aileye Mahsustur.

Dernek binasının çevresinde bizim gibi dağcılar, kıyıda kurulu çadırlar ve dağ çantaları. Dağcılık Şenliğini  düzenleyen ETUDOSD görevlisi birkaç kişi “Hoşgeldiniz” dediler. Ertuğrul birisiyle konuşarak Eğirdir’de kalmadan direkt olarak dağdaki Şenlik Alanı kamp yerine gitmek istediğimizi söyledi. Zira bütün guruplar beklenecek ve 19 Mayıs için tören yapılacakmış. Ertuğrul Şenlik alanının yerini öğrendi ve tekrar yola koyulduk. Devam etmeden daha önce kıyıdaki mendirekteki kordondan en uca kadar yürüdüğümüzü yazayım. Buradan Eğirdir’in panamorik görüntüsünün fotoğrafını çektim. Buradaki yosunlu kayalar üzerinde pek çok yengeç var. Ve çevrede büyük kurbağalar sürekli viyaktıyorlar. Viyaktarken başlarının iki tarafında büyük baloncuklar şişiriyorlar. Öğrendiğimize göre bu gölde bulunan tek balık olan tatlı su levreği(sudak) bütün diğer balıkları yiyip bitirmiş.

Eğirdir’den Barla’ya doğru yolculuk zevkli geçti. Sağımızda Eğirdir koyları, deniz gibi, sanki Foça koyları ve solumuzda ağaçlıklı yemyeşil sırtlar, bahçeler. Yol kıvrıla kıvrıla giderken bir yandan yükseliyoruz, bir yandan Barla Dağı’na yaklaşıyoruz. Yaklaştıkça karlı zirve konisi,öndeki yüksek olmayan karsız tepelerin arkasında küçülüyor.

Bir süre sonra Barla Köyü’nden gelen toprak yolla birleşip daha kaliteli olmayan bir yolla Batı istikametine yöneldik. Buralarda büyük bir gölet ve kamp yerine giden patikaya paralel bir toprak yol yapmışlar. Yol çok kaliteli olmadığından bazı yerlerde çevredeki yükseltilerden gelen sularla bozulmuş ve yer yer çamurlu bataklıkcıklar oluşmuş.

Nitekim bir süre sonra daha fazla ilerlemek mümkün olmadı. Ahmet Beyle vedalaşıp çantaları sırtladık. Yeni açılan bu yoldan ilerledik ve yaklaşık 2 saat sonra Şenlik Alanı kamp yerine ulaşabildik.

Burada 50-100 metre aralıklarla yalakları basamaklı 3 tane çeşme var. Solda etrafı çevrilmiş bir ev ve çevrede bir sürü koyun geziniyor. Çobanların yanına gittik; birinin ismi Mehmet, Muharrem Kaya’yı tanıdığını ve çok takdir ettiğini belirten cümleler kullandı. “Buraya gelen askerler çevreyi konserve tenekeleri ve pet şişelerle kirletiyorlar ama dağcılar hiç  kirletmezler” diyerek bizleri övdü. Kendisine Şenlikten bahsettik, haberi yokmuş. Evdeki haşin görünümlü Kangal köpeği ile birlikte sürüyü aşağıya götüreceklermiş.

Evin bahçesinin yanındaki yeşil çimenler üzerine çadırlarımızı kurduk. Ertuğrul İDADİK yazılı  pankartı kamp bölgemize astı. Bu saatlerde güneş çok etkili. Ayşen çadırın bir kenarındaki gölgeliğe sığınmaya çalışıyor. Ben daha ziyade güneşte kaldım. O vaziyette öğle yemeği yedik. Bir ara sadece şortla kaldım ve güneşlendim.

Tam uyumak üzereydim ki Ertuğrul gurubu yürüyüşe çağrdı. Çevrede birkaç saatlik yürüyüş yapacakmışız. Ayşen, Dilek ve Ercüment kampta kalacaklar. Şenlik Alanı kamp yerinin rakımı yaklaşık 1500 metre. Kamp yerinden dağa doğru bakarken karşımızdaki dimdik sırtın sol tarafından tırmanıp boyuna vardıktan sonra sırttan sırttan sağa doğru yükselip, daha önceleri kamp yapılan yere varacağız. Buradan da U dönüşü yaparak bugünkü kamp yerimize ineceğiz.

Bizim 8 kişilik yürüyüş gurubu, gelenlerle iyice kalabalıklaşan Şenlik Alanı kamp alanından tek sıra halinde geçerek tırmanmaya başladı. Kondisyonu yeterli olmadığı için Aynur sık sık geride kalıyor; zira sigara kullanıyormuş. Ertuğrul arada espri yapıyor:”5 dakika sigara molası veriyoruz”.

Yükseldikçe manzara güzelleşiyor. Kamp yerini uçaktan seyreder gibiyiz. Buralardan birkaç fotoğraf çekiyorum. Sağda kamp yeri, ileride gölet, en geride Eğirdir Gölü.

Boyuna varınca Barla’nın yer yer kar kulvarlarıyla kaplı karlı zirve tepeleri karşımıza çıktı.  Yarın sabah oralara tırmanacağımızı düşünerek heyecanlanıyoruz. Boyundan sırt hattında ilerleyip en yüksek noktaya ulaşıyoruz. Aynur biraz geride kalıyor. En yüksek noktası 2250 metre civarında. Buraya taştan babalar yapılmış. Aşağıda bir kamp yeri var. Buradaki teneke çatılı derme çatma kulübe kışın kar ve fırtınada saray gibi geliyordur herhalde buraya sığınanlara. Şimdilerde buralarda sular akıyor, hem de bilek kalınlığında!

Kamp yerinde biraz dinlenip inişe  geçtik. Eveli yıl kamp çantaları ile çıkış yaptığımız yerden iniş yapıyoruz. Yarın sabah buradan çıkış yapacağız.Sağa yönelip acaba bir yan geçiş var mıdır diye yavaş yavaş alçalmak istedik ama pek çok engel çıkardığından kayalar zaman kaybettiriyor. Şenlik alanını yukarıdan iyice görebildiğimiz bir noktaya gelince tek sıra halinde dimdik aşağıya indik.

Şenlik Alanı kamp yerine girişte komando kıyafetli bir dağcı çevresindeki dinleyenlere gitar çalıyordu. Bir yandan da meşhur Türkçe şarkılar söylüyor. Burada kampta görevli biri bizi tek tek tebrik etti ve guruplarına davet etti. Bizler dinlenmek istediğimizi belirttik ve yalnızca Ertuğrul  katıldı.

Kamp yeri epeyce hareketlenmiş. Biraz dinlendim, Ayşen ortalıkta yok. İzmir’li dağcılar Marla Gurubu diye bir pankart açarak bize uzak bir yere çadırlarını kurmuşlar. Ekmekler çeşme başına yığılmış ve tencereler fokurduyor. Birazdan Ayşen gözüktü, kaya inişleri yapılan yerdeymiş.

“Yemek hazır” diye anons yapılınca sıraya girdik. Kuru fasulye, bulgur pilavı,domates, sivri biber ve helva ikram edildi. Pilav biraz is kokuluydu ama gene de güzelce karnımızı doyurduk.

Yemekten sonra yarınki zirve etkinliği için çantalarımız hazırlamaya koyulduk. Ayşen Amerika’dan aldığı kamp çantasının zirve çantası kısmını kullanacak. Çantanın üst kısmı da bel çantası oluyor.

Akşam kampta toplantı yapıldı. Şenliğe gelenlere katılma belgesi takdim edildi. Ayşen’in  adı okundu ama hernedense bana ve bazılarına belge verilmedi!

Faaliyetleri Isparta  Dağcılık İl Temsilcisi olduğunu sandığım şivesi bozuk ve kaba konuşmalı bir kişi yönetiyordu. Dağcılık Federasyonu Başkanını Alaattin Karaca’yı çağırdı mikrofona. Federasyon Başkanı daha ziyade kendi reklamını yapan hamasi bir konuşma yaptı. 10,5 yaşındaki oğlunu Ağrı’ya götürdüğünü ve 3 bin bilmem kaç metreden döndüğünü, bunun da bir dünya rekoru olduğunu işaret etti. Dağcılığın yaygınlaştığını ve bu tür şenliklerin de bunu kanıtı olduğunu anlattı. Oysa çoğu kuru kalabalık bir topluluk bana göre; fosur fosur sigara içiyorlar, dumanlar yükseliyor her taraftan. Bazı kişilere ve il temsilcilerine Federasyon flaması , rozet vs dağıttı. Adeta padişah gibi bir havası vardı bana göre.

Daha sonra Mersinli yaşlıca bir dağcının slayt gösterisi vardı. Bu bey getirdiği Mersinli gurubun çadırlarını  bizim kampın yanına kurmalarını istemiş ve İDADİK’e övgüler yağdırarak gurubuna şöyle seslenmişti:”İDADİK çok iyi bir dağcılık kulübüdür. Burada olduğunuz sürece onları izleyin ve kampta yaptıklarına dikkat ederek bir şeyler öğrenmeye çalışın”. Eski ve meşhur bir duayen dağcı olan bu beyin adını şu an hatırlayamadım. Ne yazık ki slayt gösterisi jenerator arızaları nedeniyle sık sık kesilince sıkıntı verdi. Zaten bir minibüsün yanına sarkıtılmış  beyaz ekranda görüntüler yamrı yumru beliriyordu; sonunda sıkıldık ve çadıra döndük. Saat 22:30 olduğundan yatmak gerekiyordu.

Sabah Tülay ve Yaşar’ın sesleriyle uyandım. Malesef kol saatimin ayarı yaz ayarında kaldığından alarm çalmamıştı. Ayşen ise kalkmaya niyetli değil gibi. O yana bu yana koşturdum ama saat hareket saati olan 5’e 5 vardı ve biz henüz kahvaltı yapamamıştık. Ayşen’e  hadi dedikçe hemen homurdanıyor! “Yahu kalk da hazırlan, ya da yardım et, bütün iş bana kaldı.” diyorum, “Ne yapıyorsun ki?” diyor, ört ki ölem!

Neticede bizden başka herkes hazır. Zira program 4’de kalkıp 5’de yola çıkmaktı. Ertuğrul’dan 5-10 dakika izin alıp acele 1-2 lokma atıştırıp 5:15 gibi yola koyulduk.

Kamp nihayet sessiz, sadece çeşme civarında bir ateş  yanıyor. Tek sıra halinde kampı terkederken Dağcılık Federasyonu Başkanını çadırının dışında gördük.

Çoban Mehmet’in evinin bulunduğu şenlik alanından Doğu’ya, vadinin dün geldiğimiz kısmına doğru yürüdükten sonra 2000 metredeki kamp alanına doğru dimdik  tırmanıyoruz. Oldukça dik  bir çıkış olması sürpriz değil, zira dün buradan inmiştik. Gün ışığı ortalığı aydınlatıyor ama hava kapalı. Tabi ki bu bizim için iyi bir havadis, aksi halde bu dimdik çıkış güneşin yakıcılığıyla doğrusu hiç çekilmezdi.

Yaklaşık 1 saat 15 dakika sonra yukarıdaki kamp yerine varıyoruz. Sular tazeleniyor ve birkaç lokma atıştırıyoruz. Tekrar yola çıkıp zirve tarafına baktığımızda vadi tabanından yukarı doğru bir gurubun ilerlemekte olduklarını görüyoruz. Bunlar bizden çok önce yola çıkmış olmalılar, zira kütlenin etrafını dolaşmak ve vadiden dağa yanaşmak yolu çok uzatmıştır.

Önümüzdeki gurup biraz sonra  mola verdiler. Belli ki kahvaltı yapmadan yola çıktıklarından bir şeyler yiyorlar. Bu durumda onlara  yetişmiş olduk. Vadinin tabanına inmedik, fazla alçalmadan yan geçişle önlerine geçmiş olduk. El sallayıp “Günaydın” dediysek de doğru dürüst  cevap vermediler. Sanırım onların önüne geçtik diye rahatsız oldular.

Yola devam ederek, kar içinde yürümek istenmediğinden, yalçın duvar gibi duran  Barla konisinin eteklerinde hafif hafif yükseldik. Zirve oldukça uzakta olduğundan bu yan geçiş epeyce sürdü. Sonunda dimdik duran  boyuna yöneldik bu defa. Uzun süren bu tırmanış epeyce yorucu oldu. Zira zemin çok kaygan ve çakıllar karla örtülü olduğundan ayakkabılarımız çok kayıyordu. Sağlam kayalara yönelerek olabildiğince az  molalar vererek boyuna vardık. Dağın öbür tarafından çok kuvvetli rüzgar estiğinden giysilerimizi  ayarladık. Doğrusu Gore-texli giysileri bu şartlara uygun oluyor. Tam bu sırada sol taraftan geçtiğimiz guruptaki dağcıların dağınık olarak ve teker  teker bizim olduğumuz tarafa doğru geldiklerini gördük. Onlar sırttan kar içinden geldiklerinden hızları bize yetişmeye yetmedi ve biz de oyalanmadan zirveye ulaştık.

Birbirimizi kutladık. Zirve kar içinde ve zirvedeki beton silindir yerde duruyordu. Zirveden hatıra için bir taş aradım ve sonunda bir kaya içinden  çatlamış bir taşı çıkardım. Üzerinde uğur böcekleri kaynıyordu. Zaten zirvelerde hep bu hayvanları görüyoruz. Neden hep böyle zirvelerde kümeler halinde bulunduklarını bir türlü anlayamamışımdır!.

Teker teker ve topluca hatıra zirve fotoğrafları çekildi. Bizden sonra ilk gelen Bayram Ali isminde 9Eylül gurubundan bir dağcıydı. Daha sonra diğerleri ve İzmir  Dağcılık İl Temsilcisi Tuncay geldiler. Zirvelerini kutladık ama adamlar biraz buruk gibiydiler; zirveye  ilk gelememiş olmanın burukluğunu taşıyor gibiydiler. Adeta  ilan edilmemiş bir yarış neticelenmişti!

Kar içindeki zirve çok rüzgarlıydı. Hatta bir ara  Ümit’in şapkası uçtu, yuvarlandı sanırım yetişemediler. Rüzgar üşüttüğü için fazla oyalanamadık. Gökyüzü kapalı olduğundan zirveden çevre fotoğrafı çekemedim. Sabah 5:15den zirveye ulaştığımız saat 9:05’e kadar yaklaşık 4 saatte zirveye ulaşmıştık. Altımetreli saatim yüksekliği  2730 metre  olarak gösteriyordu. Haritalarda 2790 metre olarak gözüküyor.

Dönüşe başlamadan önce zirvedekilerle vedalaştık. Önce sırttan ilerledik ama sağdan esen rüzgar çok yıpratıcı, üşütüyor. Sol taraf ise dimdik ve kaygan.  Bir süre sonra rüzgadan kurtulmak için sola dimdik inerek aşağıya doğru yöneldik. Zeminin  yumuşak oluşu dönüşte çok sorun olmadı. Dönüş yolunda pek çok gurupla karşılaştık. Arada tek tek yürüyenler de var. Kimi iniyor, kimi çıkıyor, yani disiplinsiz pek çok kişi var.

Oyalanmadan ve birşeyler atıştırmadan aşağıdaki kamp yerine kadar indik. Bu sırada en geride kaldım, zira sağ ayağımın başparmağını bir kayaya vurdum istemeden, çok canım yanıyor. Diğer taraftan dönüşlerde genelde yavaş inmeyi severim. Ayşen ise dönüşte oldukça iyi gözüküyor, hemen rehberin arkasında iniyor.

Kamp yerine vardığımızda etrafı taştan duvarla çevrili kısımda mola verdik. Çok acıkmışım, yiyeceklere saldırdım adeta. Ayşen etrafa ikramla meşgul ama ben yemeğe devam ettim, çaya yumuldum. Doğrusu bu tırmanış beni hem çok yordu hem de çok acıktırdı. Çantam da biraz ağırdı galiba; 2 pet su ve bir termos, yiyeceklerle birlikte epeyce ağırlık yapıyor.

Bu dinlenme çok iyi geldi, karnımız tok  sırtımız pek keyifle kamp yerinden inişe geçtik. Bu iniş ne kadar sıkıcı olsa da neticede etkinliğin son kısmı olduğu için fazla dert etmiyoruz. Ancak gene de in in bitmiyor gibi. Tek bir şey var beni teselli eden, çevremizdeki  harika güzellikteki  rengarenk çiçekler. O kadar güzeller ki onların fotoğraflarını çekemiyorum diye hayıflanıyorum. Mavi, pembe, kırmızı, beyaz, sarı çiçekler; kimi tek tek kimi yerlerde büyük  kümeler halinde. Gerçekten çok güzeller! Artık Barla Dağı denince sadece  karlı zirvelerini değil bu harika çiçekleri de hatirlayacağım.

Saat 12:30 gibi Şenlik Alanına ulaştık. Demek ki iniş de yaklaşık 3 saat sürmüş. Keyifli ve mutlu bir şekilde çadırlamıza yöneldik. Rehberimiz 14:30’a kadar kampta kalacağımızı bildirince  toparlanmamızı yavaşlattık.

Bir süre sonra  gözleme anonsu yapıldı. Çadırları kurduğumuz şenlik alanı yanındaki evde 4 köylü bayan habire gözleme yapıyorlar. Birer patatesli gözleme yedik ve ayran  içtik. Gözlemeler domatesli ve hafif acılıydı ama doğrusu çok lezzetliydiler!

Saat 14’de traktörler ayaklanınca biz de çantalarımızı yükledik. Traktör önde, derneğin sarı kamyoneti ve pikabı arkada yola koyulduk. Çamurlu bir kısımda traktör kamyoneti çekmek zorunda kaldı. Sonunda bizim  taşıtın yanına vardık. Ahmet Bey henüz yemeğini yemiş bizi bekliyormuş. Bagajı yapıp yola koyulduk.

Güneş tekrar açtı ve her yer pırıl pırıl oldu. Barla ve Davraz’ın karlı zirveleri hemen her yerden gözüküyorlardı. Geldiğimiz yollardan dönüşe devam ettik. Dönüş çok sıkıcı geldi, yol bitmek bilmediyse de sonunda gece 23:30 gibi İzmir’e girdik. Gurupla vedalaştıktan sonra Fuar park yerinden arabamızı alıp eve gittik. Fuar park ücreti olarak 7 milyon TL aldı; yol parası ile kıyaslanırsa çok sayılabilir.

Not: Aşağıdaki fotoğrafları, herhangi birine tıklayıp, açılan penceredeki veya klavyeniz üzerindeki ok işaretleri yönünde izleyebilirsiniz.

Yorum Yapın

Mesajınız

 harf daha yazabilirsiniz.