MENEMEN’İN GEDİZ NEHRİ TARİHİ konuk yazar

Oktay Özengin

Menemen’e yaklaşık 4 kilometre mesafede bulunan Gediz Nehri geçmişte sağladığı su ile çiftçilerimizi sevindirirken, yarattığı taşkınlıklar ile üzmüştür. Bu duruma bir örnek vermeden önce biraz Gediz’in isminden bahsedelim.

Eski zamanlarda yaşayan insanlar ile Menemen’de 1922 yılından önce yaşayan Rumlar, bugünün Gediz Nehrini (Hermus-Nehir Tanrısı) adı ile söylerlerdi. Gediz adının nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte Kütahya’nın Murat Dağı’ndan doğduğu ve Gediz ilçesinden geçtiği için bu adı aldığı tahmin edilmektedir. Gediz, Büyük Menderes nehrinden sonra Anadolu’dan Ege Denizi’ne dökülen ikinci büyük nehirdir.

Ünlü seyyah Evliya Çelebi, 1671 yılında Bergama’dan gelerek Gediz nehrini kayıkla geçer ve Menemen’e ulaşır. Sonradan yazacağı ünlü seyahatnamesinde ise Gediz nehrinden “Gedüs” şeklinde bahseder. Yani 349 yıl önce bugünün Gediz’i Gedüs olarak söylenmektedir. Gediz nehri geçmişte yarattığı taşkınlıklar nedeniyle sık sık yatak değiştirmiştir. En son yüzyılı aşkın bir süre önce yön değiştirmiştir. Zaman içerisinde İzmir Körfezi’ndeki bazı adalar da kara ile birleşmiş ve delta ovası içerisinde kalmıştır.

EN BÜYÜK SU BASKINI 28 ARALIK 1940’DA YAŞANDI

Dönemin gazetelerini karıştırdığınızda şu başlıkları göreceksiniz:

“MENEMEN’DE SU BASKINI FELAKETİ”   “KÖPRÜLER, ŞOSELER YIKILDI”

“MENEMEN MERKEZİNİ SU BASTI”    “VALİ MENEMEN’DE”

“KESİK VE MUSABEYKÖY HALKI ÇAVUŞ KÖYÜNE NAKLEDİLİYOR”

Gazete başlıkları aynen böyle. Gerisini Yeni Asır’ın 29 Aralık 1940 günü çıkan sayısından aynen nakledelim:

“İki günden beri ova köylerinden Menemen’e gelen haberler hiç de hoşa gidecek vaziyette değildir. Bilhassa bugün resmi ağızlardan da tevsiki kabil olan (kesinlik kazanan) fena haberler alınmıştır. Bir aydan beri fasılalarla (aralıklarla) ve bir haftadan beri durmadan devam eden yağmurlar, nihayet korkulan neticeyi vermiştir. Menemen ile birlikte Bergama ve Manisa ovaları tamamen sularla kaplıdır. Dağlardan inen suların kalınlığının beş, altı metreyi bulduğu da söylenmektedir. Şu anda Menemen ve Bergama’da kaza kaymakamları ve jandarma kumandanları vazife başındadır. Her an imdat vasıtaları harekete hazır bulundurulmaktadır. Vaziyetin bu kadar kötü olmasına rağmen insanca zayiat olmayışı büyük bir teselli noktasıdır. Menemen Kaymakamlığı vilayet makamına gönderdiği bir telgrafta vaziyeti şöyle bildirmiştir:

“Menemen’den köylerine gitmek bir hayli müşkül (zor). Bazı köylere gitmek ise imkansız. Bununla beraber Menemen Kaymakamı ve Jandarma Kumandanı, köy köy dolaşarak her saat başı değişen vaziyeti kontrolde büyük bir titizlik gösteriyorlar. Bu noktaya işaret etmeyi bilhassa lüzumlu buluyorum. Gediz, Menemen mıntıkasında çok coşkun bir surette akmakta devam ederken Kesikköy kanalına işaret eylemek de lazımdır. Bu kanal, feyezan’ın (taşkın) mecrası ve artması hususunda büyük tesirler  yapmıştır. Kanalın büyük bir kısmı harap olmuş, sular etrafa kudurmuşcasına saldırmıştır. Azgın sular arasından geçmeye çalışan bir kaptı kaçtı (20 kişi yolcu taşıyan ilk otobüs türlerinden biri) yolcularıyla birlikte sulara gömülmüş ve sular tarafından biraz sürüklenmiştir. Yolcular kurtarılarak Menemen’e getirilmiştir. Kaptı kaçtı halen burada kalmış bulunuyor. Bir başka kamyon da sular arasında sıkışıp kalmıştır.”

BİR ŞAYİA (Dedikodu) : Menemen’de ağızdan ağıza bir şayia dolaşıyor. Güya ova köylerinden biri civarında su baskınına uğrayan bir koyun sürüsü, iki çobanıyla birlikte sular tarafından götürülmüş imiş. Selahiyettar (Yetkili) makamlar bu haberin doğru olmadığını, hayvanatın dağlara ve mazbut (korunaklı) yer) yerlere çekildiğini teyit etmişlerdir. Tek insan ve tek hayvan zayi (kayıp) olmamıştır. Bu itibarla çıkarılacak şayialara karşı dikkatli bulunmak lazımdır. Bununla beraber bir sürü, Bergama ovasında sularla mahzur (mahsur) kalmış ve yetişilerek kurtarılmıştır. Değirmendere köyü altından geçen ana kanalı sular yardığı için vaziyetin vahametini muhafaza ettiği de muhakkaktır. Sular, tufan korkulukları üzerinden aşarak ana kanal içerisine dolmuştur.

MUSABEYLİ KÖYÜNDE : Alınan habere göre Çavuş köyü emin sayılan köyler arasındadır. Fakat Musabey’li köyü çok emin değildir. Nitekim Musabeyli köyünde üç ev sular altında kalmış ve bu evler tahliye edilerek efradı başka evlere nakledilmiştir. Kesikköy ve Musabeyli köyleri suların çok yakın tehlikesine girdiğinden Menemen Kaymakamı’nın yerinde aldığı tedbirlerle bu köylerin halkı, nisbeten uzak olan Çavuş köyüne misafir edilmişlerdir.

MENEMEN MERKEZİ TEHLİKEDE : Halen Gediz suları saatte dört beş santim yükselmekte devam ediyor. Şimdi Menemen kazası merkezi de tehlikeye düşmüş bulunuyor. Menemen kasabasının münhat (alçak) ve mahdut (sınırlı) bir kısmı sular altında kalması üzerine İzmir Valisi Fuat Tuksal, buraya gelmiş ve dört kayık da getirilmiştir. Bu civardaki evler valimizin nezareti ve direktifleri altında tahliye edilmiştir.

Menemen’de sular arttığından daha bazı evlerin tahliyesi de mümkündür. Kazamızın en ziyade su basma tehlikesi mevcut bulunan Musabey’li köyünde icap eden tedbirler alınmıştır. Bu köyün tahliyesine başlanmıştır.

TRENLERİN VAZİYETİ : Menemen -?Muradiye istasyonları arasında sular  hat boyunu bir hayli aşmıştır. Gündüz sular hattan 160 santimetre üzerinden aşarken, akşam üzeri 222 santimetreye kadar yükselmiştir. Bu nedenle de Ankara ve Haydarpaşa trenleri İzmir’e gelememiştir.

.

Taşıdığı toprakla Körfez dolacaktı

1896 yılında yatağı değişmeden önce Gediz, bugünkü AOSB’nin bulunduğu bölgeye akıyordu. Bu da körfezin Ege Denizi’ne açıldığı alanda ciddi anlamda bir sığlaşmaya neden oldu. AOSB’yi nirengi noktası olarak kabul edersek Gediz Nehri; Yenikale Geçidi’ne doğru denizi yaklaşık 6 kilometre doldurdu. Eğer yatak 1896 yılında değiştirilmeseydi bugün muhtemelen İzmir Körfezi’nde gemiler yerine kara taşıtları ile yolculuk edecektik.

İlk değişiklik 1896’da yapıldı

19. yüzyılın sonlarında, 1896 yılında Gediz Nehri Çilazmak Dalyanı’nın hemen doğusundan Ege Denizi’ne, iç körfeze dökülüyordu. Nehrin beraberinde getirdiği alüvyonlu topraklar zamanla liman kenti olan İzmir’i ve körfezi tehdit etmeye başladı. Liman kenti İzmir’in deniz ulaşımına kapanma riski karşısında dönemin idarecileri kanallar açarak nehrin yatağını değiştirerek ağzını günümüzde aktığı Çamaltı Tuzlası’yla Foça arasındaki Bağarası denilen bölgeye taşıdı.

50 milyon dolar harcanacak

Açılacak kanal için yaklaşık 100 metre genişliğinde toplam 1 milyon 400 bin metrekarelik bir alan istimlak edilecek. Dere yatağının genişliği yer yer 50 ila 70 metre arasında değişecek.

Sadece istimlak için yaklaşık 15 milyon dolar harcanacak. İnşaat aşamasında yaklaşık 3 milyon metreküp hafriyat yapılacak. İnşaat bugünkü rakamlarla yaklaşık 10 trilyon liraya malolacak. Köprü ve dere geçişleriyle işin maliyeti yaklaşık 50 milyon doları bulacak.

Yol geçişleri nedeniyle nehir üzerine 60 ila 70 metre uzunlukta köprüler yapılacak.

Nehir yatağının değiştirilmesi nedeniyle bazı kritik noktalara istinat duvarları çekilecek. Çift taraflı olarak çekilecek duvarların uzunluğu toplam 20 kilometreyi bulacak. Zeminin sağlam olduğu yerlerde ise duvar örülmeyecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir