BİR ANIM
1973 veya 74 yıllarında, yani 25 yaşım civarındayım. Ankara Petkim Genel Müdürlüğü’nde Proje Mühendisi olarak çalışıyorum. O zamanlar henüz bekarım ve ailemle kalıyorum. Bir gece yarısı sırtımda, belim civarında şiddetli bir ağrı ile uyandım. Sancı o kadar kuvvetli ki kıvranmadan duramıyorum. Ne olduğumu anlayamadım tabii ki. Ne eşim var yanımda, ne de çetçipi ne olabileceğini sorabileceğim. Muhtemelen Annem duymuştur inlememi ve de sıcak soğuk bir şeyler koymuştur belime; hatırlamıyorum.
Sabaha doğru ağrı şak diye kesildi. Canım burnumdayken birden kendimi iyi hissettim ve kalktım giyindim. İşe gittim ve o gün sabah toplantısı vardı. Yakınımdakiler solgun bulmuşlar beni, sebebini sordular, durumu anlattım. Bir Güner Ablamız vardı, duyar duymaz “Hemen doktora gitmelisin” dedi. Benim daha sonra gideceğimi ifade etmem üzerine daha toplantı başlar başlamaz Güner Hanım Müdür’e durumu izah etti. Bunun üzerine toplantıdan Petkim Doktoru’na kovuldum!
Doktor, hastane, gerekli tahliller yapıldı ve böbrek taşı düşürüyor olduğum ortaya çıktı. Böbrek kanalında imiş. Verilen ilaçları kullandım, bol bol sıvı aldım, öğlenleri de Kızılay‘daki Piknik’te bira içtim. Altıncı kattaki ofisimize merdivenlerden pataküte iner çıkardım. Bir süre sonra bazı sızlamalar oldu ve idrarda ince kanamalar. Bu da taş ilerliyor demekti. Tam hatırlayamıyorum kaç gün sonra, bir gün ağrısız bir şekilde pırt diye düştü. Yarım santim çapında, beyazımsı, biraz pürüzlü, ince bir mercimek gibi bir taş.
Sonra hep sakladım onu, en özgün eserimdi zira!