Çatalkaya zirve etkinliği ile ilgili olarak etkinlik ertesinde sosyal medya grubumuzda paylaştığım 4 yazımı aşağıdaki fotoğraf albümü devamında “Etkinlik Sonrası Yorum ve/veya Paylaşımlardan” kısmında verdim. Önce bu güzel etkinlikte çektiğim fotoğraflardan ve arkadaşlarımın sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarından seçtiklerimle hazırladığım albümü aşağıdaki fotoğraflardan herhangi birine tıklayıp, açılan penceredeki veya klavyeniz üzerindeki ok işaretleri yönünde izleyebilirsiniz.
ETKİNLİK SONRASI YORUM ve/veya PAYLAŞIMLAR :
ŞİNASİ YÜKSEL >>>>>>>>>>> 1
Dünkü yürüyüşte konuştuğumuz Çatalkaya bölgesindeki orman yapısı ile ilgili bazı bilgileri paylaşıyorum.
“Çatalkaya çevresindeki bugünkü yoğun çam örtüsünün tamamı doğal ve “kadim” orman değil. Özellikle 1950’lerden sonra İzmir çevresinde büyük çaplı erozyon kontrolü ve ağaçlandırma çalışmaları yapıldı. Narlıdere–Balçova sırtları da bu çalışmaların önemli alanlarından biriydi.
Bölgede sonradan ağaçlandırıldığı düşünülen başlıca kuşaklar şunlar:
* Çatalkaya’nın denize bakan alt yamaçları
Eskiden daha seyrek makilik ve taşlık alanlar bulunuyordu. Bugün görülen düzenli kızılçam sıralarının önemli bölümü 1960–1980 arasında dikilmiş ağaçlardan oluşuyor. Düzenli aralıklarla büyüyen çam dizileri bunu hâlâ belli eder.
* Ali Onbaşı Deresi çevresi
Bu vadi hattı geçmişte yangın ve erozyondan etkilenmiş alanlardan biri kabul edilir. Sonradan kızılçam ve yer yer servi türleriyle güçlendirilmiş bölgeler bulunur.
* Narlıdere’nin yukarı kesimleri – eski askeri alan çevreleri
1970’lerden itibaren hem askeri kontrol hem de ağaçlandırma sayesinde daha yoğun yeşil doku oluştu. Öncesinde bazı bölümlerin daha çıplak ve kayalık olduğu eski hava fotoğraflarında seçilebiliyor.
* Balçova Barajı havzasına bakan yamaçlar
Baraj havzasını korumak amacıyla yoğun ağaçlandırma yapılmıştı. Çünkü çıplak yamaçlar erozyonla baraja sediment taşıyordu.
* İnciraltı Kent Ormanı ile Narlıdere arasındaki bazı kuşaklar
Günümüzde doğal orman gibi görünse de önemli kısmı insan eliyle oluşturulmuş rekreasyon ve koruma ormanı niteliğinde.
Bu bölgelerde ağaçlandırmanın en tipik işaretleri:
* aynı yaşta görünen çamlar,
* sıra düzenine yakın dikim,
* kızılçam ağırlığı,
* doğal maki çeşitliliğinin az olmasıdır.
Doğal Ege makisi normalde daha karışık olur:
* menengiç,
* sandal,
* kermes meşesi,
* delice zeytin,
* keçiboynuzu
gibi türler daha baskındır.
İzmir çevresinde özellikle 1960–1990 arasında Orman Genel Müdürlüğü çok geniş çaplı kızılçamlandırma politikası uyguladı. Bunun amacı:
* hızlı yeşil örtü oluşturmak,
* erozyonu azaltmak,
* yangın sonrası alanları çabuk kapatmaktı.
Ancak bunun bir sonucu olarak bazı bölgelerde “tek tip çam ormanı” oluştu ve bu yapı günümüzde yangınların daha hızlı yayılmasına neden olabiliyor.”
ŞİNASİ YÜKSEL >>>>>>>>>> 2
“Halk arasında “dağ çileği” denilen meyveyi veren Kocayemiş ile Ege’de “sandal ağacı” denilen Sandal aynı ağaç değildir. Ama birbirlerine çok yakın akrabadırlar ve bu yüzden sık karıştırılırlar.
İkisi de fundagiller (Ericaceae) familyasındandır ve Akdeniz makisinin tipik türleridir.
Temel farklar şöyle:
* Kocayemiş (Arbutus unedo)
* Yuvarlak, kırmızı, pütürlü meyve verir.
* Meyvesi yenebilir.
* “Dağ çileği” adı genellikle buna verilir.
* Yaprakları biraz daha koyu ve dişlidir.
* Gövdesi daha koyu kabukludur.
* Sandal (Arbutus andrachne)
* Meyvesi daha küçük ve daha az pütürlü olur.
* En ayırt edici özelliği kırmızımsı soyulan düzgün gövdesidir.
* Kabuk soyulunca turuncu–kızıl renk ortaya çıkar.
* Halk arasında bazen “çıplak sandal” görünümü denir.
* Meyvesi yenebilir ama kocayemiş kadar meşhur değildir.
İzmir çevresinde, özellikle:
* Narlıdere,
* Balçova,
* Karaburun Yarımadası,
* Yamanlar Dağı
gibi makilik alanlarda iki tür bazen yan yana bile görülebilir.
Karışıklığın bir nedeni de şu:
Bazı yörelerde her iki türe de genel olarak “sandal” denebiliyor. Hatta bazen kocayemişe “çilek sandal” diyenler bile var. Bu yüzden halk isimleri bölgeden bölgeye değişiyor.
Bir pratik ayırım:
* Meyve dikkat çekici büyük kırmızı “dağ çileği” gibiyse → büyük olasılıkla kocayemiş.
* Gövde cilalı gibi kızıl ve soyuluyorsa → büyük olasılıkla sandal.”
ŞİNASİ YÜKSEL >>>>>>>>>> 3
‘Dağda doğa sporları yaparken, arazi yürüyüşlerinde yürüyüş patikası dışına çıkmamak evrensel olarak kabul gören bir husus ise, buna uymak gerektiğini hangi gerekçelerle ifade edebiliriz?‘
“Evet, doğa yürüyüşlerinde ve arazi sporlarında işaretli patikadan çıkmamak dünya genelinde temel doğa etiği kurallarından biri kabul edilir. Bunun arkasında hem güvenlik hem de ekolojik gerekçeler vardır. Özellikle Leave No Trace Center for Outdoor Ethics gibi uluslararası doğa etiği kuruluşları bu ilkeyi açıkça savunur.
Başlıca gerekçeler şunlardır:
* Bitki örtüsünü korumak
Patika dışına çıkan her insan aslında yeni bir iz açar. Özellikle Akdeniz makisinde:
* genç sürgünler,
* tohumlar,
* ince yüzey bitkileri
kolay zarar görür. Sürekli geçiş olursa “keçi yolu” gibi yeni izler oluşur ve doğal doku parçalanır.
* Erozyonu önlemek
Özellikle İzmir çevresindeki kuru yamaçlarda toprak ince yapıdadır. İnsan geçişi:
* toprağı sıkıştırır,
* yağmur suyunun akışını hızlandırır,
* küçük yarıntıları büyütür.
Zamanla patika genişler ve yamaç bozulur.
* Yangın riskini azaltmak
Patika dışına çıkan kişiler bazen:
* kuru otları ezer,
* gizli ateş yakar,
* izmarit bırakır,
* ulaşılması zor alanlara girer.
Bu durum özellikle kızılçam ormanlarında ciddi risk oluşturur.
* Yaban hayatını rahatsız etmemek
Patika dışı hareket:
* kuş yuvalarını,
* sürüngen yaşam alanlarını,
* küçük memeli geçişlerini
bozabilir.
İnsan için “boş arazi” gibi görünen yer aslında birçok canlı için yaşam alanıdır.
* Kaybolma ve kaza riskini azaltmak
İşaretli rotalar genellikle:
* daha güvenli eğimlerden,
* sağlam zeminlerden,
* su baskını riski düşük bölgelerden
geçirilir.
Patika dışı hareket özellikle makilikte yön kaybına çok açıktır.
* Doğal alanın “vahşi” hissini korumak
Herkes rastgele yürürse kısa sürede:
* çoklu izler,
* ezilmiş alanlar,
* çöp kümeleri,
* düzensiz açıklıklar
oluşur.
Böylece doğal peyzaj “parklaşır”.
Bu anlayış yalnızca yasakçı bir yaklaşım değil; “aynı doğayı sonraki ziyaretçilere ve canlılara bozulmadan bırakma” düşüncesine dayanır.
Özellikle Ege makisinde — örneğin Narlıdere veya Karaburun Yarımadası çevresinde — patika dışı dolaşımın etkisi sanıldığından daha büyüktür. Çünkü bu ekosistem yavaş yenilenir ve yaz kuraklığı altında hassastır.”
ŞİNASİ YÜKSEL >>>>>>>>>> 4
Dünkü yürüyüşün iniş kısmında bir şansızlık yaşadık. Bize ifade edilen dağ bisikleti yarışmasının Saat 13’te başlayacağı bilgisine dayanarak Çatalkaya zirve molasından sonra saat 14:30 civarında inişe başladık. Maalesef dağ bisikleti organizasyonu saat 13:00’de başlayacak yarışı 15:00’e almış ve bu nedenle de bisikletçileri kamyonlarla dağa taşıdılar. Bu sırada bizler iniş yolunda olduğumuz için ve zemin de toprak olduğu için çok toz yedik. Bu nedenle inişte, tozdan kaçışmalar nedeniyle, maalesef grupta kopukluklar yaşadık ve bu tozlu inişi bir an önce bitirmek için de tempoyu hızlandırdık. Oysa hava çok güzeldi ve ortam ormanlıktı ve dolayısıyla daha dağda ormanın tadını çıkarabilirdik. Bu nedenle hızlı inişte bacak kaslarımızın zorlandığını düşünüyorum. Bir dahaki seferlerde böyle inişlerde daha sık mola vererek günün güzel havasını ve ormanın tadını çıkarabileceğimizi umuyorum.
Görüşmek üzere. İyi günler.