
1 Ağustos Cumartesi sabahı Sabah 6’da Foça’dan hareket ettim ve arkadaşları İzmir Evka3 Metro otoparkından alarak Bursa üzerinden devam etmek üzere kuzey rotasını tercih ettik. Bu rotada Osmangazi Köprüsü ve paralı otoyollar olduğundan ulaşım maliyeti biraz artacaktı ama daha hızlı ve nispeten daha kısa yolculuk yaparak Ilgaz’a ulaşmayı hesapladık.
Ilgaz’da Ruhi ile buluşup bir lokantada birlikte yemek yedikten sonra tekrar yola çıkıp “Eski Kastamonu Yolu” üzerindeki Derbent Otel’e yerleştik. Daha ziyade kışın kayak faaliyetleri için işletilen otel neredeyse boş gibiydi. Yemek işini hallettiğimiz için oyalanmadan odalarımıza çekilip dinlenmeyi tercih ettik. Zira sabah 6’da kahvaltı hazır olacak ve hemen yola çıkacağız.

Oteldeki mükellef kahvaltı ile karnımızı güzelce doyurduktan sonra araçlarımızla yaklaşık 2.5 km mesafedeki Ilgaz Obası(1800 m) denilen etkinlik başlangıç noktasına gittik. Burada bir selfi yapıp Saat 6:40’da etkinliği başlattık.
Başlangıçta orman içindeki toprak yoldan hızlıca yükseldik. Ortam çok güzel, hava tertemiz. Her taraf yemyeşil ve çiçekler rengarenk. Sık sık fotoğraf çekmiyorum ama gene de çoğunlukla geride kaldım. Zira grup bana göre daha hızlı; aralarında bir 77’lik olduğunu hesaplamıyorlar!

Yukarılara doğru orman örtüsü seyrekleşti. Artık çok belirgin olmayan patikalardan çıkıyoruz. Arada işaretlenmiş ağaçlar ve kayalar görebiliyoruz. Bir dere yatağına alçalıp karşı tarafa geçerken otların yoğunluğundan akan suları neredeyse hiç göremedik!
Vadinin öbür tarafında çarşaklar başladı ve ağaçları bitirdikten sonra Geyik Gediği(2090 m) denilen bir açıklığa ulaşınca biraz nefeslendik. İlerimizde, alabildiğine yemyeşil orman olan Mülayim Yaylası’nı gördük. Bu muhteşem orman örtüsü içinde kayak merkezleri seçebildik.
Etkinliğe başladıktan yaklaşık 45 dakika sonra ulaştığımız Geyik Gediği’nin sağındaki çıplak tepenin ismi Küçük Çaltepe(2150 m) imiş. Solumuzda ise son ağaçların gerisinde görkemli bir diklik gözüküyor. Rehbere zirvenin orası olup olmadığı sorulduğunda, oraya varıldığında zirvenin görülebileceğini umduğunu söyledi!
Oldukça uzun süre hep yükseldik. Zemin yumuşak ve yer yer çeşitli çiçeklerle kaplı. Kafamızı kaldırıp yukarılara baktığımızda çok seyrek aralıklarla birkaç ardıç ağacı görebiliyorduk. Ağırlıklı olarak önde yükselen Silvio ve Ruhi bu minik ağaçların gölgesinde bizi bekliyorlardı.
Böyle birkaç kısa nefeslenmelerle tırmanışa devam ettik. En yukarılarda insanlar görmeye başladık. Bunların zirveden dönüş yapan dağcılar olduklarını düşündüm. Ancak epeyce süre sonra onlarla yakınlaşmadığımızı farkedince aslında onların da zirveye gittiklerini anladım.

Bana çok uzun gelen bu tırmanıştan sonra nihayet son yüksekliklerin sol uzağında yayvan zirve konisini görebildim. Bir süre sonra tırmandığımız kütle daralmaya başladığından sırt hattında yükselirken solumuzdaki ağaçlı bölgeyi uçaktan seyrediyor gibiydik. Aşağılardaki vadilerden buralara kadar gelen sisi sürükleyen rüzgar oldukça serin esiyordu. Giysilerimi ayarlarken grup devam edip zirvedeki insanlara ulaştılar. Saat10:15 gibi aralarına en son katıldığımda zirvedekilerin üniversite öğrecilerleri olduklarını öğrendim. Onlara bu yaşlarında dağcılığa başlamış olmalarının ne kadar güzel bir şans olduğunu, kendimin doğa sporlarını ancak 40’lı yaşlarda keşfettiğimi anlattım. Koç Üniversitesi öğrencileri bizim yaşlarımızı öğrenince epeyce şaşırdılar. Onlarla birlikte zirve hatıra fotoğrafı çektik. Sonra, kamp yaptıkları Ilgaz Obası mevkiine dönmek üzere bizlerle vedalaştılar.
Zirvede İdadik’in “40.Yılında 40 Zirve Flaması” ile hatıra fotoğrafına poz vermiştik. Böylece Ilgaz Küçükhacet Zirve görevi yerine getirilmiş oluyordu. Şimdi sıra Büyükhacet zirvesindeydi. Ancak buradan bakınca Büyükhacet oldukça uzakta gözüküyordu. Arada derin vadiler ve heybetli sırtlar vardı. Kendi adıma Küçükhacet zirvesi ile yetindiğimi ifade ettim.
İdadik grubu zirvede hafif atıştırmalıkla biraz dinlendi. Ben hiç oturmadım ve bir sürü fotoğraf çektim. Ömrümde ilk defa tam zirve noktasında bu kadar çok çiçek gördüm. Daha sonra, İdadik zirve hatıra fotoğrafında 40.Yıl formasını giymeyi unuttuğumu farkettim ve tek olarak formalı fotoğraf çektirdim.

Yaklaşık 45 dakika kadar zirvede kaldıktan sonra tekrar çantaları sırtladık. Geldiğimiz yöne değil Büyükhacet’e doğru inişe başladık. Bir süre böyle devam ettikten sonra Küçükhacet timinin bir U çizerek geriye döneceğimizi beklerken birlikte ilerlemeye devam ettik. Aslında bir sakatlık olmasın diye çok dikkatli iniş yaptığım için hep geride kaldığımdan, ne olup bittiğini soramadım. Tam bir inişi tamamlayıp düze indiğimde tekrar ilerliyorlar. Yeni yükseltide grubu yakalıyorum tekrar yeni bir iniş başlıyor ve geride kalıyordum. Biz bu şekilde devam ederken solumuzdaki tepesi çıplak Büyükhacet zirvesinin muhteşem panoramik manzarasına yaklaşıyoruz. Bir yandan da acaba birlikte zirveye gitme kararı alındı da bana söylemeyi mi unuttular diye düşündüm.
Buralardaki manzaralar gerçekten çok güzel. Çiçekler içindeki vadi tabanları, büyüklü küçüklü yeşil yükseltiler, sağımızda solumuzda yer yer sisli derin vadiler ve hep yukarılardan bakan Büyükhacet zirve konisi. Bu şekilde yaklaşık 2 saat indik çıktık ve sonunda Büyükhacet’e yönelen Belen Gediği açıklığına geldiğimizde Silvio ve Ruhi ile vedalaşıp artık nihayet dönüşe başladık.

Dönüş rotası çok dik bir inişle başladı. Yaklaşık 200 metre inişi çiçekler içindeki araziden yaptık. Rengarenk çiçeklerin bolluğu inanılır gibi değil. Tamamen araziden dimdik iniş yaptığımız için zaten oldukça yavaş indiğimden hiç fotoğraf çekemedim. Zaten hangi birini çekeceğimi de bilemezdim!
Nihayet aşağıdaki toprak yola indiğimizde sabrım da bitmişti. Bu nedenle artık yoldan devam etmek iyi geldi. Yolun iki tarafında çiçeklerle bezenmiş harika bahar manzaraları ve geride orman ağaçları ile çok güzel bir doğada yol aldık. Böyle güzel bir ortamın ancak cennet diye nitelendirilebileceğini defalarca ifade ettim.

Küçükhacet zirvesinden sonra Büyükhacet’e doğru 2500’den 2200’lere kadar sırt doruklarında inip çıktıktan sonra ve nihayetinde son inişi de sorunsuz halledince keyifle yürüdük. Ancak ōnümüzde 10-11 küsür km yol var ve 1800-1900’lerde inişli çıkışlı yolda 4-5 saat güneş altında yürümemiz gerekiyor. Bir çeşme bulabilmek için epeyce yürüdük. Çeşme bulamayınca yukarılaradan şırıl șırıl akan minik dereciklerden birinde suları tazeleyip bir gölgede dinlendik. Bıraksalar saatlerce uyuyasım vardı. Ama bir şeyler yemek isterdim zira kahvaltıdan beri neredeyse 10 saattir sadece su içmiştim. Dünden kalan bayat kaşarlı pide parçalarını afiyetle yedim.
Bu, özellikle Batı Anadolu sadece cennet gibi çok güzel değil, aynı zamanda insan uygarlığının yükseldiği topraklar olduğundandır tarih boyunca hep ele geçirilmek istenmiştir. Hititler, Frigler gibi Anadolu halkları hem güneyden hem batıdan hep istilalar görmüştür. Hadi o zamanlarda bilim ve felsefede gelişmiş olan Arap ve Mısır uygarlıklarını olumlayalım ama batıdan gelen baldırı çıplak Yunan istilaları hiç eksik olmamıştır. İsa’dan önce bin küsür yıllardan itibaren Aioiller kuzey egede kentler kurdular. Güneyde yunanlılar Anadolu insanlarıyla iyonya şehir devletlerini yücelttiler. Persler yüzlerce yıl tüm Anadolu’da hüküm sürdüler. İskender geldi boydan boya işgal etti, Roma’ya bağladı. Sonra komutan devletleri, Selçuklular. Derken Fatih’le birlikte Osmanlı büyüdü taa Viyana’ya kadar. Tekrar geri püskürtüldük, şimdi Türkiye Cumhuriyeti hakimiyetini sürdürüyor. İşte bu cennet coğrafyada bilim ve kültürle yoğrulmuş bu çok katmanlı vatanda hala gözleri üzerimizde?

Rehberimiz Ertan Ersan’a dedim ki: ’Sevgili Ertan, bu kısa moladaki cennet vatan muhabbetinden sonra soruyorum: Tarih boyunca Türklerin Yunan topraklarına saldırdığını, Atina’yı işgal ettiğini hiç duydun mu? Oysa Yunanlılar MÖ 1100’lü yıllarda Anadolu’ya kuzeyden girmek için Atina’dan gelip Turoya’ya saldırdılar. Tahta atla kandırıp kaleye girip bütün Turuvalıları kestiler. Cahil Türk şimdi atalarını kesen saldırganın sembolü tahta at önünde hatıra fotoğrafı çekiyor. Milattan sonra 1919’da batının teşvikli ile İzmir’i işgal edip silahı alınmış Mehmetciği süngüden geçirdiler. Batı Anadolu’yu 4 sene inim inim inlettiler. Yunan’ı püskürtüp Troya’nın öcünü aldık. Sonra Kıbrıs katliamlarını bir yere kadar durdurduk. Halen de adaları silah deposu haline getirmektedirler.
Sevgili Ertan, şimdi deniyor ki “Barbar Türk, Uygar Yunan”. Ben de diyorum ki: Barbar Yunan. İnsan uygarlığı Anadolu’da doğmuştur, Anadolu halkları ile yükselmiştir.

Tekrar yola koyulduk. Toprak yol sağa sola kıvrılıyor, hafif tırmanışlar da yok değil, ancak bitmek bilmiyor. Sağ dizim biraz ağrıdı, dizlik taktım. Zorlu yollarda geçmişte sorun çıkaran sol dizim ise bugün çok iyi.
Önden gitmiş olmak için değil de biran önce bitsin diye hızlanıyorum, sonra etkinlik başlangıç noktasını göremeyince, biraz hayal kırıklığı, grubu bekliyorum. Bu yol dönüşünü bu kadar uzun beklemiyordum. Belki de dizimdeki ağrı nedeniyle, yol çok uzun geldi. Haritayı da inceliyorum, bir hata yok, devam etmek zorundayız.
Nihayet bir virajdan sonra etkinlik başlangıç noktasına yakın geniş açıklığı tanıdım; bu durumda bitime 10 dakikalık yol kalmıș. Bu moralle hızlandım ve Passat’ın yanına vardım. Yolun tozu toprağı aracı örtmüştü adeta ama artık yürünmeyeceğim için bana çok güzel göründü doğrusu!
Küçükhacet zirvesinden sonra doruklardan devam ederek, yüksekliği 2587 metre olan Büyükhacet’e 2 arkadaşımızı uğurladıktan sonra inişe geçen grupta yeralarak, toplamda 1062 metre irtifa kazancı ile, tam 11 saatte 21 km etkinlik yapmışım.
Bu güzel etkinliğin aşağıdaki fotoğraflarını herhangi birine tıklayıp, açılan penceredeki veya klavyeniz üzerindeki ok işaretleri yönünde izleyebilirsiniz.
Ellerinize sağlık çok teşekkürler Şinasi abicim.
Tebrik ederim. Çok anlamlı bir etkinlik olmuş. Fotoğraflar harika.
Teşekkürler. Kastamonu’luyum ama Ilgaz’a çıkmamıştım. Çok güzel bir etkinlik oldu. Zevkle tırmandım, zevkle yazdım.