12 Eylül 2010’DA AKP BUHARLAŞMAYA BAŞLAYACAK(MI?)! (11 Eylül 2010)
Çoktandır bu yazıyı yazmak istiyordum ama bir türlü elim değmedi kaleme; yani parmaklarım tuşlara! Ancak ne zaman ki 12 Eylül 2010 Referandumu’na iyice yaklaştık, artık daha fazla bekleyemezdim, halkın nabzı belli olduktan sonra bu yazının bir anlamı kalmayacaktı. Zira bu yazıda geçmişten bu güne doğru gelerek önümüzdeki günler için bir kehanette bulunacağım! Yani bir senaryo yazacağım ama bu iyimser bir senaryo olacak. Şimdi artık daha fazla dolanmadan direkt olarak yazmak istediklerime geçeyim.
Not: Bugün 14 Eylül 2010, referandum %58 evet olarak sonuçlandı. 1982 Anayasası Referandumunda, her türlü evet baskısı ve hayır propagandasının yasayla yasaklanması sonucunda halk %92 evet demişti. Son referandumda iktidarın tüm baskı, kandırma ve tehditlerine (bizzat Başbakan TV’de canlı yayında hayır diyecekleri darbeci olarak nitelendirmiştir) karşın halkımız %42 hayır demiştir ve 30 yıl sonra göreceli olarak daha bilinçlidir. Bunu önümüzdeki ilk seçimde daha iyi göreceğiz.ŞY



Eşim Ayşen Yüksel, kardeşim Sinan Yüksel ve eşi Necla ile birlikte, Oya ve Can’ın nikah törenlerine katılmak üzere 2 Temmuz 2010 sabahı İzmir’den yola çıktık. Bir önceki yazımda anlattığım evlatlarımızın Nikah Töreninden sonra, hazır buralara kadar gelmişken dönüş yolunu uzatarak Batı Karadeniz’de bir gezi yapalım dedik. . . . çoğu restore olmuş 400’ün üzerinde mimari değerli tarihi konakları olan Kastamon’nun yanında yalnızca 40 küsür konağı ile bunca üne kavuştuğu için her zaman kıskançlıkla küçümsediğim Safranbolu, kazandığı turistik ünü hak eden bir güzellikte gözüktü . . .
![images[2]](http://www.sinasiyuksel.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/images21.jpg)


Çocuklarımızı büyüttüğümüz yıllarda kendi yaşımızdaki arkadaşlarımızla yaptığımız sohbetlerin bazılarında laf dönüp dolaşıp çocuklarımızın büyüyüp evlenmek istediklerinde nasıl davranacağımız konusuna gelirdi. Daha doğrusu arkadaşlar bizim ve özelde de benim çocuk büyütmekteki onlara göre farklı, belki de çok farklı, yaklaşımlarım karşısında, adeta bir açık yakalamışcasına, şöyle bir yorum yaparlardı: