Villakent’te Bahar Müjdecileri, Ya Da Nisan 1

<br />

Bugün 1 Nisan, dünya şaka günü!

Ama gel gör ki, dünyanın ve ülkemizin çok sorunu var, şakaya gelir yani yok yaşamın.

Nisan ayı çok şey çağrıştırıyor; bahar, mutluluk, yeni bir sene…

Ancak bu güzel çağrışımlar yanında hoş olmayan çağrışımlar da var. Örneğin Nisan ayı ile birlikte Ermeni diyasporasının sözde ermeni soykırım sanrıları. Amaçları yeni yılın bahar başlangıcını kötü emellerini besleyecek söylemlerle karartmak. Ülkemizdeki hatta Ermenistan’daki pek çok Ermeninin dahi kulak arkasına attığını düşündüğüm  bu asılsız iddiaların, diyasporanın beslenme malzemesi olduğunu herkez biliyor artık. Ve açıkça söylüyorlar ki, bu bilim adamlarının ve tarihçilerin sonlandıracağı bir konu değil, siyasilerin karar vermesi gereken bir hususmuş!

Nitekim pek çok ülkede, bu sözde soykırım iddialarını (onlar gerçeğini diyorlar) inkar etmek yasa ile suç haline getirildi. Hele bu kervana Almanya da katılmıyor mu, ört ki ölem! Onlar ki, dünyanın gözleri önünde, devlet politikaları olarak, milyonlarca Museviyi kitleler halinde öldürdüler, zehirleyip fırınlarda yaktılar.

Ermeni soykırım politikaları Almanya’dan çok önceleri bilindiği gibi Fransa’da yeşerdi. Fransa’daki ermeni diyasporası, siyasi hareketliliği yanında  Asala ile cinayetler işledi ve ne yazık ki pek çok değerli elçilik elemanlarımız öldürüldü.

Almanya’ya diyeceğim fazla bir şey yok, zaten Dünya onları hep yahudi soykırımı lekesi ile birlikte hatırlayacak. Oysa Fransa, Almanya yanında sanki sütten çıkmış akkaşık! Aslında Fransa da aynen Hitler gibi yahudi soykırımı yaptı sayılır bence.

Hitler Fransa’ya adeta elini kolunu sallayarak girmişti. Paris de alındıktan sonra isteseydi Fransa’nın kalanını tek kurşun dahi sıkmadan işgal edebilirdi. Ama buna gerek kalmadı, zira Fransızlar Hitlerin her dediğini ikiletmeden yaptılar. Hatta kraldan daha kralcı olarak büyük bir titizlikle Musevileri didik didik aradılar ve en ufak bir acıma hissi göstermeden katillere teslim ettiler. Nasıl olsa bunun tarihi sorumlusu Hitler olacaktı. Onlar ekonomilerini kuşatan yahudi tüccarlardan Hitlerin taşeronluğu sayesinde kurtulacaklardı.

Fransa sadece yahudileri değil birkaç nesil gerilerden bir Musevi yakınlık belirtilerinin bile acımasızca yokedilmesini sağladı. Bu Fransa ki, sözde insan hakları ve demokrasinin beşiği olan ülke, 1941 yılında sadece ırkları ve dinleri nedeniyle milyonlarca insanın öldürülmesine yardımcı oldu. Neden Fransa’da hiç bir sanat eserinde hiç bir  tahribat olmadı, neden Paris’te yaşam savaş yokmuşcasına devam etti?  Zira karşılığında Hitlere Yahudi temizliği yaptırıyorlardı.

Fransa’daki yahudi kıyımının bir istisnası Türk kökenli yahudiler oldu. O zamanki Fransa Büyükelçimiz Behiç Erkin on binlerce Türk yahudisini kurtararak dünyaya örnek oldu. Behiç Bey sıradan bir diplomat değildi. Büyük Mücadelenin kazanılmasında orduların cepheye taşınmasını sağlamış bir komutan, demiryollarını millileştiren, Türkiye Cumhuriyeti’nde milletvekili ve bakan olmuş son derece dirayetli ve inatçı bir devlet adamıydı. Nitekim “her şart altında etkilenmeden karar alabilen” anlamına gelen Erkin soyadını bizzat Atatürk kendi elyazısı ile yazarak Behiç Bey’e göndermişti.

Behiç Beyi çok iyi tanıyan Mustafa Kemal, ordularla cephede savaşmayı çok iyi bildiğini ama orduları cepheye nasıl götüreceğini bilmediğini söyleyerek bu görevi üstlenmesini istediğinde Behiç Bey tek şartını söylemişti, kendisine kimse karışmayacaktı. Atatürk bu şartı kabul etti ve tabi ki Behiç Bey de güvenini boşa çıkarmadı.

İşte o tavizsiz Behiç Erkin 2.Dünya savaşında Fransa’dan çok Yahudi kurtardı. Ki o yıllardan önce Fransa’daki Türk Yahudiler her fırsatta Türk kimliklerinden kaçarak Fransz vatandaşı oluyorlardı. Ama Hitler gelince Fransız generaller ülkedeki yahudilerin işyerlerini lağvedip çoluk çocuk hepsini ölüme göndermeye başlayınca bu süreç tersine dönmüştür. Artık Türk vatandaşı olduklarını belgelemek için Türk Konsolosluklarının  önünde uzun kuyruklar oluşturuyorlardı. Behiç Bey bunların hepsini kabul etti. Türk veya Osmanlı herhangi bir belge getirebilenlere hemen Türk pasaportu verdi. Pasaportlar bitince özel kimlik belgesi hazırlattı. Hiç kimseyi geri çevirmemeye özen gösterdi. Bunu başarmak için Alman ve Fransız yetkililerle hiç yılmadan mücadele  etti; fırsat buldu iyi ilişkiler kurdu, hatta Ankara’ya bile danışmadan ultimatomlar çekti. Zira bazen Fransızlar bu konuda, Türk yahudilere ayrım yapma hususunda, çok katı oluyorlardı. O zaman da Behiç Bey karşılık olarak kendilerinin de Türkiye’deki Fransızlara benzer muameleler yapmak zorunda kalabilecekleri tehtidine varıncaya kadar her yolu denemekten kaçınmadı.

Behiç Erkin pek çok üstün hizmet madalyası aldı ama bunların en anlamlısı Almanya’nın en önemli nişanı olan demir haçtı. Almanlar soykırım utançlarını bu yolla azaltmaya çalışıtılar. Tıpkı şimdilerde  bizim hükümetin Nazım Hikmet’in vatandaşlığını kabul  ederek sözde “iadeyi itibar” etme teşebbüsü gibi; oysa Nazım’ın itibari her zaman yerinde duruyor aslında.

Nisan 1’den nerelere geldim!

Herşeye karşın, yani dünyalılara rağmen, dünya hala çok güzel; dün Villakent’te çektiğim aşağıdaki fotoğraflara bakar mısınız!

Not: Aşağıdaki fotoğrafları, herhangi birine tıklayıp, açılan penceredeki veya klavyeniz üzerindeki ok işaretleri yönünde izleyebilirsiniz.

Yorumlar (7)

avatar
cevdet02 Nisan 2009 01:39

sen adamakilli romantik olmussun. bahari yazi anacak devreleri bizim atlattigimizi zannediyordum.yas 60 romantizm bitmis.vuslat laflarini gec artik kardesim.CEVDET.

avatar
Hasip Yeniova04 Nisan 2009 21:29

Sevgili Şinasi
WEB sayfan için seni kutluyorum. Çok güzel ve çok isabetli bir girişim.
Ancak bizlere, sınıf arkadaşlarına, 1972 yılı AÜFF mezunlarına; İnsanlara ve
olaylara yaklaşımın da dil, din, renk, bayrak, milliyet ve özellikle de ırk ayrımı yapmayan
arkadaşlarına böylesine bir konu ile başlangıç yapmanı yadırgadım.
Başka hiç bir konu bulamadıysan Hadise nin erovizyon klibini gündeme getirebilirdin!
Cevdet Alican da yazının en son satırına takılmış ve bu güzel fotoğraflar için, Hala romantizm’ mi diye laflar etmiş. 60 da romantizm biermiş, falan filan. Belli ki Cevdet’in kendisi bitmiş.
Sevgili Cevdet bunların ve de çok daha ötesin de bir çok güzel duygunun ölene kadar hiç biri bitmez. Yeter ki sağlıklı sıhatli olalım.
O birinci karedeki ‘it’ (adını bilmediğim için ingilizce 3. tekil şahıs kelimesiyle hitab ediyorum kendisine, kusura bakmasın) nereye bakıyor, ne bekliyor, ne istiyor? Sevgili Şinasi sor O’na.
Eminim ki senin 1 Nisan şakana da en uygun yanıtı O verecektir.
Siyabospor güzelllllll 🙂
Şimdi bir kaç satır da oraya yazacağım.
Sevgilerimle.

avatar
Şinasi11 Nisan 2009 14:02

Sevgili Hasip,
Yazıma gönderdiğin yorumunun okuyan herkese yararı olur diye umuyorum. Ülkemizin ortalama tahsil düzeyinin ilkokul 3. sınıf olduğunu düşünürsek. kıdemli bir üniversite profösörünün blog sayfama katkısı çok kıymete değer bir husus olmaktadır. Selamlar, sevgiler..

avatar
ÇETİN TOKATLI11 Nisan 2009 20:15

Yaşanan ve tarihin sayfalarında yerini alan bir süreci iyi değerlendirmişsiniz.Yazınızı beğendim.
Ama keşke yaşamın ve umutların yeşerdiği bir bahar gününde daha güzel bir tarih sayfası açsaydınız.
Not:Hasip beyin nüktesi takdire şayan.

avatar
Şinasi12 Nisan 2009 20:19

Meraba Çetin,
Yorumların için teşekkür ederim. O sıralarda Behiç beyin hayatı ile ilgili bir kitap okuyordum ve çok etkilendimdi.. Baharın güzellikleri ile birlikte böyle çağrışımlar yaptırdı ve o yazıyı yazdım.
Selamlar..

avatar
Murat Yüceer06 Nisan 2015 16:39

Merhaba Şinasi bey,
Ben Ankara’da oturmaktayım. Çanak koyundan(Fotaş) bir ev almayı düşünüyorum.Bu cumartesi Foça’ya gidip evlere bakacağım.Size sormak istediğim bir kaç konu var. Sayet sizin içinde uygunsa iletişim bilgilerini almak istiyorum.

İyi günler,
Murat Yüceer

avatar
Şinasi06 Nisan 2015 21:03

Merhaba, mail adresime yazabilirsiniz.

Yorum Yapın

Mesajınız

 harf daha yazabilirsiniz.